seyfettinayakyay @ hotmail.com

Sevgili Okuyucularım; Ekolojik değerler SOS Çanları çalmaktadır. Bu

yazımda İğneli umut olan Arıların neden gittikçe önem kazandığını anlatmaya

çalışacağım. Ekolojide uykudaki canlıların uyanmasını sağlayan yegane canlı

Arılardır; Genellikle rüzgarı arkalarına alarak uçarlar, doğal yaşamımızın

devamlılığı için olmazsa olmaz bir canlı türüdür. Bu canlılar bazen canımızı iğneleri

ile yakar. Genelde hayatımıza bal olarak tat sunarlar. Arılar, ömürleri boyunca 1kg’lık

bal için 60.000 km. mesafeyi 10.000 saatlik uçuş sürecinde 7 kg’lık bal enerjisi

harcayarak gerçekleştirirler. Yaklaşık olarak bu süreç içerisinde 10 milyon çiçek

nektarının da tadına bakarlar. Arılar koloni şeklinde kovanlarda yaşarlar. Bütün

canlılarda olduğu gibi İnsanlar benzeri toplu yaşamlarını Kovanlarında

gerçekleştirirler., Kendilerini yönetsin diye kraliçe arı seçerler, işçi arıları da var.

Asgari ücretle değil, azami güçleriyle çalışır yaşamı paylaşarak artı değerlerini

insanlara sunarlar. Sunumlarına bazen ormanlık bölgelerde Ayılar da nasiplenirler.

Arılar’da erkek arılar bulunur. Partenogenez denilen üreme şekilleri var.

Dünya üzerinde 16.000 arı çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları: Bal arısı

olarak bilinse de, Bal arısı, Kafkas arısı, Yaban arısı, Avrupa eşek arısı, Bombus

arısı, yalnız arılar, duvarcı arısı çeşitlerinide saya biliriz. Bu arı türlerinden

insanoğluna besin üreten ve bilinmeyen birçok yaşam kaynağını sağlayan arıcılık

faaliyeti sayesinde insanoğlunun ekonomisine kazanç getiren arı türü Kafkas arısı ve

bal arısıdır. Bal arıları gün boyunca yaklaşık 200 çiçeği gezerek en kaliteli çiçek

nektarını bulmaya çalışır. Bal Arılarının “boka” konduğu görülemez. Arılar ancak

kaliteli üreteceği bal için değeri yüksek olan çiçeği arayışa geçer. Bulduğunda ise

kolonideki diğer arılara haber vermek için özel bir dans gösterisi yaparlar. Bu

hareketleri ile evrendeki güneşin her 4 dakikada bir derece batıya gittiğini de hesaba

katarak çiçeğin bulunduğu alanı bildirirler. Arı Balı İçerisinde barındırdığı 300 kadar

aktif bileşenin içerisinde dertlerimize deva ararız. Özellikle kanserle mücadelede,

günümüzde ise COVİD-19 ile çeşitli yollarla mücadele kaynağı arayışındayız.

Yapılan çalışmalar, kanser hücrelerin yayılmasını önlemede ve kemoterapi ilaçlarının

yan etkilerini hafifletmede etkili olduğunu görülmektedir. Alternatif Tıp çalışmasının

 

ana kaynağını bu nedenle Bal oluşturmaktadır, Propolis yanıkların

iyileşmesini destekleyici unsurdur. Son dönemde Propolis, melhem ve kremlerde

de kullanılmanın kaçınılmaz önemli katkı maddesi olmuştur. Ülkemizde özellikle

Kafkaslarda, Eski Mısırlılarda, Çin ve Hintlilerin bal arısının zehrini çeşitli Ağız içi

yaraları, diş çürükleri, romatizmal, eklemsel ve çeşitli dermatolojik hastalıkların

tedavisinde “ağrıyan yeri arıya sokturularak” tedavi yapma yöntemi seçilirdi.

İyi hoş güzelde, Arı ürünlerini yaşama ve ekonomiye kazandırma mücadelesi

veren Arıcılarımızın günümüzde durumlar nasıldır? Üretimi kırsal alanda

gerçekleştirilen, arıcılık faaliyetleri ve arıcılık sektörüne olan ilgi kıymeti ölçüsünde

her gecen yıl artmaktamıdır. Günümüzde ise, kısır bir döngü içerisine itilmektedir

diye arıcılık sektörünü gözlemliyoruz.

Dünya toplam bal üretiminde, mevcut kovan sayısı ve bal verimine ilişkin 2016-

2018 yıllarına ait rakamlar yılları arasında dünya bal üretiminde %23 oranında artış

yaşandığı ve toplam bal üretiminin 1. 981. 641 tona ulaştığı görülmektedir.

Dünya’da 2018 yılı itibariyle en çok bal üreten ilk beş ülke sırasıyla Çin, Türkiye,

Arjantin, Ukrayna ve Rusya’dır.

2018 yılı FAOSTAT verileri itibariyle Çin’in 9.200 000 adet kovan ile

dünya kovan varlığının %12’sine, 461 100 ton bal üretimi ile dünya bal üretiminin

%28.4’ine sahip olduğu görülmektedir. Türkiye ise 2018 Yılı itibarı ile 7. 843.141

kovanla dünya kovan varlığının % 8.2’sine sahip olup, 101. 327 ton bal üretimi ile

Dünya toplam bal üretiminin %6.2’sini gerçekleştirerek en çok bal üreten ikinci ülke

konumundaydı.

Türkiye’de arıcılığın bu seviye gelmesinden devletin yardımlarıyla değil, insanların

bireysel fedakarca, uğraş ve çabaları neticesinde ulaştığı bilinmektedir.

Üreticilerin, COVİD-19 sürecinde, ekonomik sıkıntılara itilmelerinin yanında,

özelliklede Arıcılık yapanların kovan yerleşim bölgelerinde taşımacılıkta başlıca

sorunlar karşılarına çıkmaktadır.

Hani derler ya “ Arıyla, karıyı” gezdireceksin! Arıcılarımız ailelerini bırakarak yalnız

başlarına kamyonlara yükledikleri Arıları, Yüzlerce Kilometrelere taşıyabilmenin

sıkıntısındaki Nakliye ve Mazotun yüksek fiyatları altında ezilerek, Devletten teşvik,

katkı ve yardım almadan çoluk çocuklarından, ailelerinden uzaklarda Ayvaz’sız

Köroğlu misali kendilerine “Çamlıbeli” ararlar.

Arıcılarımız, bilimsel gelişmelerden yoksun, ilaç, mazot, şeker dahi kan pahası

fiyatı teşkil etmesi nedeniyle, arıcılık alanında gelişmelerde borç batağına

sürüklenmelerine neden olduklarına dair feryatlarını işitmekteyiz.

Son zamanlarda devletin yardımlarını görmeye başlamış bulunmakta oldukları

söylense de, genel olarak arıcılığa gönül vermiş bir insan engel ve sorunlarla

karşılaşmadan idame yapamıyor hale gelmiştir.

2019 – 2020 Arıcılığın konumuna baktığımızda karşımıza Dünya genelinde Çin.

Arjantin, Rusya, Ukrayna dan sona Türkiye gelmektedir.

Kocaeli’nden Manisa Saruhanlı bölgesine arılarını getiren bir dostum Mehmet D.;

Tarımda çiftçinin durumunu anlatıyorsunuz, Arıcılığın sıkıntılarını anlatma imkanınız

yok mu? Neden anlatmıyorsunuz, sıkıntılarımızı deyince yutkuna kalmıştım!

Ne diye bilirim son günlerde Çukurova da “Adana’da” toplu arı ölümleri gözümün

önüne geldi, Arıcılar TV Kanallarında sosyal medyalarda ağlayarak ekonomik ve

çeşitli sıkıntılarını anlatıyorlardı. Tarımda kullanılan ilaçların kutularını gösteriyor

arıların ölüm nedenlerini tarım ilaçlarına bağlıyorlardı,  Ülkemizde arıcılık dededen

 

görme bir uğraş olduğu için bilinçli olarak bu işi maalesef yapamıyoruz. Tarım

üreticilerimiz kullandıkları ilaçların zararlarını bilemiyorlarmı? Arıcılarımız karşılaştığı

hastalıkların ne olduğu tam olarak algılayamıyorlar bunlar soru işareti olarak kalıyor.

Arıcılarımız genelde kulaktan dolma bilgiler ile müdahale etmeye çalışıyor. Bilinçsiz

bir ilaç kullanımı bütün arılarının yok olmasına sebep olabiliyor, zamanında farkına

varılamayan bir hastalık bütün arıları sararak geri dönüş olmayan ölümlerine yol

açabilmektedir.

Göçer arıcılık aynı zamanda hem araziyi bilinçsiz kullanmaya, hem de gittiği

yerlerde ciddi sıkıntılara sebep olunuyor, hastalık taşınmasına veya hastalıkla

karşılaşmaya sebep olunuyor. Kontrollü bir arıcılık yapılmasının da önüne geçilmiş

olunuyor. Tarım Bakanlığı bu göçer arıcılığın da kontrollü bir şekilde yapılmasına dair

yönetmeliklerle organize ederek, destek pirimi, yani daha düzenli alanlar belirlenmesi,

daha ekonomik ilaç, mazot, nakliye ve eğitim yardımı sağlayabilirse sabit ve göçer

arıcılık ülke ekonomisinde olumlu yerini alabilir.

Gerçek bu mu yoksa Ekolojik dengenin bozulması mı? Başta Çukurova, Konya

ovası gibi bazı bölgelerimizde Arılarda koloni halinde ölümler görmekteyiz. Türkiye'de

iç anadolu'nun güneyinde ve Toroslar'da yaygın olarak Obruklar görülmektedir.

Yeraltı suyunun CO2 ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşur. Oluşan karbonik asit

(H2CO3) kireçtaşınca zengin olan toprak tabakalarını çözerek yeraltında büyük

mağaralar oluşturur. Oluşan bu büyük yeraltı mağaraları üstündeki toprak tabakasını

taşıyamayınca doğal obruklar karşımıza çıkar. Ekolojik denge bozulmasında (CO2)

Karbonik asitlerin dağılımı Arıların yaşamsal hayatlarını toplu olarak etkilemektedir.

Aksi olarak ta (CO2) Çekirgelerin hızlı üretiminde etken olduğu için Çekirgelerin

çoğaldığı, Çin bilim adamları tarafından ifade edilmektedir.

Arı ölümlerinin sebeplerine dair bilimsel olmayan sadece spekülasyonlar

yapılabilmektedir. Bu duruma birkaç faktörler sebep olmaktadır. Taşıyıcılık,

bulaştırıcılık ve tozlanma. Bir araya gelen bu faktörlerin önemi, özellikle bir arada

etkileşimleri göz önüne alındığında, tam olarak sorunu çözücü olamamaktadır.  

Yine de yeraltı suyunun CO2 ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşumu, oluşan

karbonik asit (H2CO3) kireç taşınca zengin olan toprak tabakalarını çözerek

yeraltında büyük mağaralar oluşturması. Oluşan bu büyük yeraltı obruklarının

üstündeki toprak tabakasını taşıyamayınca meydana gelen doğal göçük

oluşumlarının bölgelerinden ve Fay kırıkları alanlarından arılar uzak yerleşim

bölgelerine taşınmalıdır.

Kireç tozları zaman zaman tehlikeli olarak kabul edilmez. Yanmış veya hızlı, kireç

ve hidratlanmış veya sönmüş kireç, kireç tozları arıların polen toplama alanlarında arı

dokusunu yakabilecek hızlı etkili, tehlikeli şartlarda bulunduğu halde bu hastalığa

kolay yakalanan kolonileri etki altına alan kimyasallardır Fungus  havasızlık

nedeniyle kovana taşınarak, kovanda biriken CO2 ve nemli ortamda gelişen bu

yakıcı kimyasalların arıları incitebildiği veya öldürebileceği bilinmektedir.

Albert Einstein, açıklamalarında;

“Arılar yeryüzünden silinip giderse, insanoğlu yalnızca dört yıl yaşayabilir. Arılar

olmazsa döllenme olmaz, hiçbir bitki, hiçbir hayvan, hiçbir insan olmaz. Demiştir.

Sağlıklı yaşayın sağlıcakla kalın.