Bugün Gökçeören olan beldedeki Meunya isimli Lydia şehri, Encekler mahallesindeki Saite şehri, Davala ‘daki Numalya şehir kalıntıları bu tezimizi doğruluyor. Yakın tarihe gelirsek, Osmanlı İmparatorluğu’ nda Kula’ nın ilk kurulan belediyelerden olduğunu hatırlatırız. Kuruluş tarihi bazı kayıtlara göre 1866 ya da 1877’ dir.

  Bunları neden söylüyoruz? Şehir bir anlamda bir medeniyet projesidir. Buna göre elinizdeki tarihi eserlerin korunması, eğitim-kültür; üretim altyapısı ile gelir getirici satış verimliliği ve imar politikalarında izlenmesi gereken bir takım kurallara ilişkin uzun vadeli strateji oluşturması gerekliliğidir.

Şehir ve ‘medeniyet’ denilince neden estetik diyoruz?

Estetik yani planlama ve sanatsal bakış; peki, koca şehirde böyle bir uyumu, estetiği nasıl uygulayacaksınız, denebilir?

Biraz çaba, ciddiyet, ortak akıl ile bu başarılabilir. Örnekler var, Batılı ülkeler bu önemin farkında olarak mekân estetiğine önem vermişlerdir. Bunun için öncelikle şehrin tarih bilincini oluşturmak gerek.

Kula’nın bu anlamda çok önemli mirası var; eski yerleşim adası harika bir nostaljik yer; dünyada böyle bir yer bulmanız hiç kolay değil. Ne yapıp edip bunu uluslararası gezi listelerinde üst sıralara çıkarmak lazım; fakat önce tabii kıymet bilmek lazım.

Mesela eskiden kadınlar hapishanesi olan yer, yıkıldı bitti-bitiyor; neymiş, anıtlar kurulu karar verecek…

Ya restorasyona girmeyen evler, hiç korunmaya alınmamış; bir saçtan çatı bile restorasyon sırası gelinceye kadar onları biraz korur. Lise binasının tadilatı ne zamandır sürüyor; şimdi durma noktasında; oysa ne güzel bir bina orası… Bakın bu yerler sadece bir taş-ahşap çatı filan değil, onların hikâyeleri var; bunları bilmek lazım. Şehir hikâyeleri denilince isimleri de bilmek lazım, mesela Kula adı, eski Türklerde kestane renkli at anlamına geliyormuş; o halde bu geleneği hatırlatmak gerekmez mi?.. Söylemek istediğim, burası ‘kadim’ bir şehir, değerini bilmeliyiz.

O halde ne yapmalıyız?… Öncelikli iş ‘zihniyetle’ ilgili. Şehir stratejilerini belirlerken, gerek yöresel anlamda yapabileceklerimizle, gerek Büyükşehir ya da Bakanlık Koordinasyonunda, Kula marka değerini yükseltecek yatırım ve işletme alt-yapısında girişimcilikle taçlandırılan emek ve uluslararası olabilme çabasını güden bir kalite anlayışının olması gerek.

Neler yapılabilir?

Mesela film dizi çekimlerine açık bir platformun düzenlenmesi; belirli portföy büyüklüğü göz önüne alınarak ‘restorasyon ’çalışmalarında girişimcilere ve yatırımcılara özel alanların tahsisi; standart betonlaşan apartmanlar yerine, ön cephesi Kula ‘estetiğini’ çağrıştıran yüzeylerin şart koşulması.. Tarihi bölgelerinden elimize ne kalmışsa ya da düzenlenmesi hangisi uygunsa bir eski zaman mimarisini canlandıracağımız mahalleler oluşturması lazım. Bunun için sanat tarihçilerimiz onlarca, yüzlerce figür üretebilir.

Ama bunların altyapısında Kula’ ya gösterilecek bir ilginin, bu yöre insanının çevresini sahiplenmesine yönelik bilinçlenme lazım önce. Her şeyden önce şehir kültürünün, tarihiyle, doğasıyla, yemekleri ve davranış kalıplarıyla bir bütün olduğunu unutmamalıyız. Öncelikle bu konuda bir şeyler yapılmalı. Müzeler açılmalı… Okullarımızda bu konularda ödevler verilmeli.

Esnafların tabelalarında kendi markası yanına Kula tarihinden ya da simgelerinden bir motifi yerleştirme geleneği oluşturulmalı… Geleneksel vitrinler şart koşulmalı.

Günlük hayatı etkileyen yeşillik alanlar, oyun sahaları, ışıklandırma, kaldırımlardaki yürüyüş yolları dahil, çeşmeler ya da restoranlar, meydan ve çevre düzenlenmesinde, insanları birbirine iletişime açık tutacak yönlendirmeler yapılmalı…

Yatırımlara ilişkin ‘profesyonellerle’ ciddi bir saha taraması yapılmalıdır. Bunlar için büyük merkezlerin ticaret odalarıyla işbirliğine gidilebilir.

Son olarak, ulusal ve uluslararası ‘Kula için Kent Sempozyumu’ düzenlesek fena mı olur?

Herhalde kimsenin fikrine ihtiyacımız yok demeyiz?