Doğrudan muhatap olacakları Başkanlarını ne yazık ki aylardır Ankara’da bir parti yetmiyormuş gibi bloklara ayrılmış 4 ayrı parti ikişer ikişer ittifaklar ve müzakerelerle Ankara’dan belirleyecekleri adayları halkın önüne koyacaklar ve tıpkı Bektaşi fıkrasında olduğu gibi “iki şarabı Bektaşi’nin önüne koyarlar. Bak bakalım bunların hangisi daha iyi Bektaş, birini açar ve bir yudum alır. Açmadığı şişeyi göstererek bu daha iyi der”

 

Şimdi de bize bunu reva gören demokratlara ne demeli bilemiyorum. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete. Ben Manisa’dan örnek vermek isterim. 1,5 milyon nüfus bir milyon seçmeni olan bir ilden bahsediyorum.

 

Aday adayları çıkıyor ve bu adayları tanıyan bile yok. Çünkü adamlar aday adayı olur olmaz aslında halka kendilerini anlatmaları, tanıtmaları gerekirken adamlar Ankara’da kamp kuruyor. Çünkü belirleyici olan yöneticileçek olanlar değil genel merkezler. Bir milyon seçmen kuzu kuzu bekliyor.

 

Ankara’da aday beklesin de gidelim o adaya oy verelim. Siyasi parti kavramının bile kalmadığı ülkemizde ne yazık ki siyasi partilerin birbirlerinden hiçbir farkı yok. Bir zamanlar bir reklam vardı. “Tamek’se koy sepete” şimdi zorunlu olarak antidemokratik bir yöntemle halkımıza bunu yaptırıyorlar.

 

“Yok birbirimizden farkımız biz Osmanlı Bankasıyız” Oh oh maşallah seçim sandıkta olur diye biliyorduk, oysa bu seçimler Genel Merkezde bitiyor. Sözde bazı aday adayları da orada mülakata tabii tutuluyor. Mülakat yapanın bilgi donanımını kim biliyor ki?

 

Bunun adına memur sınavı yapar gibi sınav derler bu da demokrasi ile hiç mi hiç bağdaşmaz.

 

Bu konunun peşini bırakmayacağım. Tek başıma da olsam bu mücadeleyi sürdüreceğim. Ben kendi adıma beni yönetecek kişileri ancak ve ancak kendim seçerim. Ankara’daki beyler seçemez. Yok öyle bir dünya, haklarımı gasp ettirmem. Şimdi gelelim Manisa’ya. Bu fotoğraf ne getirir bir bakalım.